Habercibiziz'e Giriş yap



ÜYE OLUN



ORTADOĞU’DA TEK ORDU - MİLLET: İSRAİL

Veya ASKER - DEVLET de diyebiliriz. Biz ‘asker’ vasfını doğuştan kazandığımızı düşünsek ve son devletimizi “Anası - bacısı, kızı - kızanı” birlikte kurduğumuzu ifadelendirsek de hâl-i hazırda bizdeki askerlik sorunlu, İsrail’de ise zorunlu.

Yazar: Süleyman Pekin
12/06/2019
0

. Biz askerliği 6 aya indirip kıbleyi ‘Profesyonelleşme’ adı altındaki ticarî mantıkla terhis ettiğimiz / edeceğimiz onbinlerin yerine şirketlerden askerî hizmet alımına çevirmişken İsrail’de askerlik süresi erkeklerde 32 ay, kadınlarda 24 ay ve 18 yaşından itibaren başlıyor. Erkekler askerlik sonrası 40 yaşına (memurlar 45) dek 3 yılda bir aylık mecburî eğitime katılmak zorunluluğundalar.


İsrail’de liseyi bitirmiş kız yada erkek askere çağrılır. 12’nci sınıfı bitiremeyenler bekler; Araplar, hamile ve evli kadınlar, yeni göçmenler ve ultra dindar Musevîler muaftırlar fakat muaf olanlar için de ‘gönüllü askerlik’ kavramı vardır. Bu da 12 ilâ 24 ay arasında haftada 30–40 saat “Sherut Leumi” ismi verilen ulusal görevlerde çalışmak şeklindedir. Ve alternatif askerlik olan bu görev vicdanî red hakkı bulunan kadınlara da açıktır. Ayrıca üniversite mezunlarına ve akademisyenlere yönelik “Atuda” adı altında bir Akademik Askerlik Programı bulunmaktadır.


8,5 milyonluk İsrail’in Ordusunda 170 bini aktif, 465 bini yedek, toplam 635 bin kişi silah altında. 17 ile 49 yaş arasındaki 1,5 milyon erkek ve 1,5 milyon kadın seferberlik potansiyelinde kabul ediliyor. Kesin bilgilere tam erişilemese de İsrail Ordu zenginliği: 200 civarında nükleer savaş başlığı (tahminî), 20 milyar dolarlık askerî bütçe (yıllık), 9 bin tank ve ZPT, 2 bin ağır top, 1200 uçak - 200 helikopter, 80 savaş gemisi - 10 denizaltı vs.


Bayram ve bayram öncesi yazılarımızda Toplumsal Algılarımız ve Sığınmacılar, Türk Ordusu ve Yeni Askerlik Kanunu hakkında söylediklerimiz henüz sıcak. 27 Mayıs’ta 17 bin askerimizle başlattığımız Pençe Harekâtı devam ediyor; yüze yakın terörist etkisizleştirilirken ona yakın şehidimiz var. Ordumuz genelde daha iddiasız isimlerle harekât gerçekleştirirdi; bu defa bu kadar iddialı olması acaba New Askerlik Kanunu’nu gölgelemek için mi?


Rusya’dan alacağımız S-400’lerin derdi ABD’den alacağımız F-35’leri gerdi. Muhtemel bir büyük çatışmadan sonra İdlip’ten 2 milyon ilave sığınmacının daha Türkiye’ye gireceği simule ediliyor. Olası bir İran & İsrail+Suud+Amerika Savaşı sonrasında ise Van ve Hakkâri üzerinden beklenen mülteci sayısı ise 2 – 2,5 milyon. Ağrı - Erzurum üzerinden zaten birkaç yıldır kayıtdışı göçmen akışı sürmekte. Yunanistan’la ekonomik ve egemenlik temelli askerî rekabet ciddi boyutlarda. Neçirvan Barzanî’ye ayağımız alışsın diye ‘hayırlı olsun’a gittik, belki yarın Bağımsızlık için de tebriğe (!) gideriz.


Lise yıllarında İzmit’te bir fotoğrafçıda Komando kıyafetleri ve Bere bulunca birkaç arkadaş hemen fotoğraf çektirip elden ele dolaştırmıştık. Mart 1987’de Türkiye ile Yunanistan “Kıta Sahanlığı Krizi” nedeniyle savaş pozisyonuna gelince İzmit Tren İstasyonu’ndan iki kafadar Selanik için tren bileti bakmıştık; öncü birlik bâbında:) Kafadarın biri Kayseri Paraşüt Komando olarak Kuzey Irak’a girenlerden biri olma şerefini hâlâ anlatır, durur. Diğeri öğretmenliği bırakıp ‘gönüllü komando’ olarak ve tezkere bırakmak için Ordu’ya yazılmıştı. İlk şiir kitabının çoğu Diyarbakır ve Silvan’da yazılan şiirlerdir.


Sonra ‘Çözüm Süreci’ diye bir Gulyabanî her ikisinin ve amatör (millî) ruhla kendisini Türk Ordusu’nun doğal bir neferi sayan herkesin fabrika ayarlarını bozdu. İnşallah bu Kanun ikinci ayar bozma operasyonu olmaz. Lâkin kötü kokuları alma konusunda son 10-15 yılda artık ihtisas yapan burnumuz gene sızlamaya başladı. Devlet küçüldükçe nasıl Şirketler büyüdüyse Ordu da küçüldüğünde ya Özel Ordular ya da Şirket Orduları (Black Hawk Security tarzı) büyüyecek endişesindeyiz. Türkiye’de milyonlarca sığınmacıyı her şeye tutmaya devam etmek de - inşallah olmaz ama - gelecekte bir karmaşa olduğunda emperyal güçlerin paralı taşeronluğunu yaptırmak için değildir.


Bayramları bile kâbussuz geçiremiyoruz canına yandığım. Üşenmesem ve Mercimek


Ahmed’e ayıp olmayacağını bilsem bir Kâbusnâme de ben yazardım da saha elverişli değil