Son güncellenme :20.12.2017 19:04

ANASAYFA > Köşe Yazarları > Tarih İşte Böyle Yazılıyor

20.12.2017 Çarşamba - 19:04

 

Tarihçiler derler ki: Hiç kimsenin hiçbir tarih bilgisi, mesela İstanbul’da bir hafta yaşamış bir insanın İstanbul bilgisinden daha kesin ve daha doğru değildir.

 

Gerçekten de öyledir. Tarih, tarihçinin olaylar içinden bir kişi veya birkaç kişinin o olaylara tanıklığını esas alarak, işin içine bir de kendi kanaatini ekleyerek yazdıklarıdır.

 

Düşünün ki, taaa seksenlere kadar hiç gündeme gelmemiş “ermeni soykırımı” meselesi, seksenlerde bir büyükelçinin ve ardından da bir gizli servis elemanının güya gerçekmiş gibi birkaç şey gevelemesinden sonra sanki bir hakikatmiş gibi tarih kitaplarının içine girmiştir.

 

Çanakkale savaşı, cepheden ailelere yazılmış birkaç mektup ile tarihi hakikat özelliğine kavuşuyor. O mektuplar da olmasa, savaş olmuş-bitmiş ve sadece neticeleri ile bilinen bir yokluğa mahkûm edilmişti.

 

Nitekim yirmi yıl öncesine kadar Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bir “Çanakkale savaşı” meselesi ve bilgisi yoktu. Çünkü Türkiye tarihi 1919 yılında Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışı ile başlıyordu ve bu devlet için 1919’dan öncesi Türklerin ve Türkiye’nin tarihi de değildi.

 

Zaten, 20 yıl öncesine kadar savaşın adı Çanakkale Savaşı değil de Birinci Cihan savaşı idi. Çanakkale Savaşı, bu büyük savaşın sadece bir cephesi idi. Tıpkı Galiçya Cephesi gibi ve tıpkı Irak Cephesi gibi ve tıpkı Kafkasya Cephesi gibi ve tıpkı Gazze Cephesi gibi…

 

Şimdi: Çanakkale cephesini “Çanakkale Savaşı” olarak biliyorsunuz. Bunu da yirmi yıldır biliyorsunuz.

 

Biliyor musunuz: Yirmi yıl öncesinde bazı sivil toplum kuruluşları “Çanakkale Şehitleri”ni anmak isterlerdi ve resmi kurumlara ve askeri birlik komutanlıklarına davetiye gönderirlerdi de bu davetiyeler, “Çanakkale Savaşı Osmanlı devletinin savaşıdır ve bu savaşın Türkiye Cumhuriyeti devleti ile ilgisi yoktur.” yollu cevaplarla red edilirlerdi.

 

Hatta… 1973 yılında Amerika’da bilmem ne Manukyan isimli bir ermeni katil, bizim başkonsolosluk görevlilerini öldürmüştü ve bu işi 1915 yılındaki ermeni soykırımının intikamı için yaptım demişti de… Bizim o zamanki hariciyemiz: Yani dışişleri bakanlığımız üç gün susmuştu. Üç günden sonra da şöyle demişti.

 

-Efendim. Sayın Manukyan’ın da dediği gibi o olaylar 1915 yılında olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ise 1923’te kurulmuştur. Yani o bahsedilen olayların bizim devletimiz ile ilgisi yoktur.

 

Bunun üzerine de o Amerikalı ermeni katil, açık açık şöyle sormuştu: Bu türkler p..ç midirler?

 

Şimdiiii…

 

Biz bunları niye dedik:

 

Bakınız, şu anda… Evet şu anda.. Şu içinde bulunduğumuz anlar içinde tarih yazılıyor. Tarih yazılıyor ve biz, tarihin içinde yaşadığımızı bilmiyoruz.

 

Gün olacak, şu içinde bizzat bizim yaşadığımız Türkiye’yi, hem de bizim çocuklarımıza, çocuklarımızın da çocuklarına ve yani bizim neslimize kim bilir nasıl anlatacaklar.

 

Siz, biz, hepimiz… Kim bilir, tarihe nasıl geçeceğiz.

 

Yani, efendiler… Bey efendiler… Hanım efendiler… Tarihe geçiyorsunuz.

 

Tarih içindeki yerinize hazır mısınız?… Buna ne kadar hazır olduğunuz konusu: Emin olun, şu anda kendinizi ve anınızı ve zamanınızı bilmenize bağlıdır.

 

Dik durun ve dik duranların yanında olun da tarihe bir sülük gibi geçmeyin.

 

Hoş, sülükler tarihe geçmez ya… Kim bilir, bir gün bir sülük de padişah olabilir.

 

Kalın sağlıcakla…

 

AYDIN AYDIN