Son güncellenme :24.10.2016 19:20

ANASAYFA > Köşe Yazarları, Osman Erdoğmuş > SİL BAŞTAN

24.10.2016 Pazartesi - 19:20

 

Bugün sizlere bir kitap tanıtımı yapmak istiyorum. Okuduklarımdan anladığımı aktarmak da diyebilirsiniz. 2002 yılında basılmış olmasına rağmen bilgileri hala tazeliğini korumakta, ibret alırsak belki geleceğimize ışık tutmak yolunda faydası olacağı kanaatindeyim. Ne diyordu merhum istiklal şairimiz Mehmet Akif ERSOY.

Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar,

İbret alınsaydı hiç tekerrür mü ederdi.

 

Kitapımızın adı; SİL BAŞTAN

Yazarı; Prof. Dr. Mahir KAYNAK

Basım yılı; 2002

Basım; Timaş yayınları

 

Türkiye’mizi de uzun senelerdir ilgilendiren, bu günlerinde en güncel konusu “Terör” olayına mesleki bir bakışı var kitabında. Terörün bir çok konu ve sosyal olaylarla ilişkilendirileceğini vurdulayarak, istihbaratçı gözü ile yaşadıklarını ve gözlemlerini anlatmış kitabında.

 

Özellikle memleketimizde yürütülen terör olaylarını ve son yıllarda durmadan ensemizde boza gibi pişirilen PKK olayını uzun soluklu düşünmemiz gerektiğini, finansal ve lojistik destek almadan bu kadar uzun soluklu yaşamasının mümkün olmadığını belirtir.

 

Terör savaşlarında Avrupanın ve Amerikanın her zaman parmağının bulunduklarını, sıcak savaş yerine bu olaylarla istemedikleri ülkeleri çok daha kolay ve ucuz bir yöntemle, ülke vatandaşlarını birbirine kırdırıp, çıkacak olan pastadan birkaç dilim birden almalarını sağlayacak bir argüman geliştirerek hep karlı çıktıklarını beyan ediyor.

 

Türkiye’nin terörden çok çektiğini, büyük devletler tarafından güç dağılımının devamlı bir alt kutbunda olduğunu, bu gücü ise bilge yöneticilerle çözülebileceğini beyan ederek, günümüzde özellikle böyle liderlere çok ama çok ihtiyaç var diyerek bir nevi özlemini dile getiriyor.

 

Güçlü devletlerin din konusunu devamlı istismar ettiklerini, canları istediği zaman İslam’ı terör ile ilişkilendirip Müslüman coğrafyasında kan ve gözyaşı akıtırken, pastadan istedikleri kadar almakta mahir olduklarını. Hatta Almanların İslamı desteklediğini, çünkü Müslümanların Amerika ve Rusya aleytarlığından çıkar sağlamaya çalıştığını, bunun için yapılması gerekenlerim tereddütsüz yapıldığını, ilginçtir “28 şubatı fırsat bilerek Fethullah Hoca’yı da bu çerçevede değerlendirip üzerine gitmiş ve ABD’nin “ılımlı İslam” politikasına karşı bir tavır geliştirmiştir” diyerek adeta 2002 yılında bir tehlikeyi sezmiştir.

 

“Türkiye ve Sorunları” bölümünde, Türkiye’nin Osmanlı bakiyesi olduğunu, din ve millet çeşitliliğini devamlı kullanan birilerinin olduğunu, 1960 daki öğrenci hareketlerinin ordu tarafından bastırılması; buna mukabil böyle hareketlerin darbeyi engelleyememesi dikkat çeker. 1980 de ise, 600 bin asker, 100 bin polis ve 5 bin istihbarat elemanıolduğu halde bir avuç teröristin hakkından gelemediklerini, Amerika’nın emri ve kontrölünde darbe yaıldığını belirtir. Yine bu bölümde milletimize biçilen rolün, milletimiz tarafından tasvip edilmediğini, hatta Cumhuriyet ilan edilirken, halktan tek bir kişinin böyle bir talebi var mıydı ve olacaklardan haberdar mıydı? Diye de soruyor. Ordunun tavrını, enflasyonun düşürülememesini, İMF’ye borçlanmamızı, boyalı basının ana konulardan çok uzak davranmasını, başörtü sorununun senelerce sorun edilmesini, idarecilerimizin Büyük Türkiye idealinden uzak olup günü kurtarma siyasetine gömülmelerinin terörü beslediğini öne sürer.

 

“Kürt Kimliği ve PKK” başlığı altında ise özellikle güç odaklarının bu yapıyı devamlı kaşıdıkları, ne PKK  ne de siyasi uzantısı olan partilerin bu konuda samimi olmadıklarını, 1990 yılından sonra adeta Amerika’nın köntrölünde hareket ettiklerini, Hizbullah adı altında PKK’ya rakip bir oluşum kurup faili meçhul cinayetlerin işlenmesini hep büyük devletlerin bir oyunu olarak görüyor. Öcalan’ın da asılmasının mümkün olmadığını daha o günlerde ifade ediyor. (14 yıl geçmesine rağmen hala hayatta olması bu tezini doğruluyor)

 

Dikkatimi çeken bir konuda kitabın sonlarında işlenmekte. ABD’nin Türkiye’deki islami kesimi müslüman kimliğinden ötürü değil anti-Amerikancı çizgisinden dolayı dışlamış ve karşısına almıştır. 28 Şubatta Refah Partisine karşı işbirliği içine girmiştir. Bir takım generallerin Refah Partisini hedef alarak İslamcı akımları bertaraf ettiler.

 

Ak Parti hususunda da: Refah Partisi çizgisini bölmek için kullanıldığını, hiçbir zaman iktidara gelmesi hesaplanmadığını fakat bir oy patansiyeli olacağını vurgular. Bunun yanında ortaya çıkacak bir sağ partinin çok yüksek oy almasının mümkün olacağını ve problemleri çözmede de başarılı olacağını belirtir. (o sağ parti Ak Parti olmuştur ve 14 yıldır da iktidardadır.)

 

Bir kitabın özetini çıkardım sizlere dostlar. Bilmiyorum bu günlere kadar yaşasa idi acaba Recep Tayyip ERDOĞAN’ı özlemini duyduğu bilge idareciler arasına koyabilir miydi?

 

Bu günlerde terörün alışık olmadığımız bir yönü ile karşı karşıyayız. Dini referans gösterip de, dinin yasak ettiği tüm eylemleri mübah gören bir güruhla karşı karşıyayız. Şerlerinden milletimizi ve memleketimizi korusun Allah’ım. Dış güçlerin kucağında oyuncak olmuş bu kişilerin söylemleri de dinden nasıl uzak olduklarını göstermekte. Utanmadan ve pişkinlikle Hristiyanlık propogandası yapmaktan da geri durmuyorlar. Milletimizin imanı, sabrı, sadakati, cesareti bunları yenmeğe yetti çok şükür.

 

OSMAN ERDOĞMUŞ