Son güncellenme :11.09.2017 0:58

ANASAYFA > Köşe Yazarları > Sevgili Amerikamlarım

11.09.2017 Pazartesi - 0:58

 

“Özgürlük gelecek: Atatürk dirilecek” diye Menderes’i astılar.

 

Menderes’i astılar ama ne özgürlük geldi ne de Atatürk dirildi. Yapılan ilk seçimlerde yine bir sağ parti olan Adalet Partisi iktidar oldu.

 

Türkiye tam anlamıyla Amerika eksenine girsin diye Demokrat Parti ile yapılamayan ne varsa Adalet Partisi ile yapılmaya çalışıldı. Adalet Partisi de ayak sürüdü. Yapıyormuş gibi yaptı ama yapmadı. Tamı tamına Amerikan eksenine girmedi.

 

Memleketi şöyle ya da böyle kalkındırmaya çalıştı. Fabrikalar kurdu. Barajlar yaptı. Hepsinden önemlisi de diyelim Araplara karşı İsrail’i desteklemedi. Diplomatik olarak İsrail’in varlığını kabul etmiş olsa da İsrail’in hem yapıp ettiklerini onaylamadı hem de Araplara Türkiye olarak akıl vermeye kalktı.

 

Üstelik Türkiye’de “Erbakan” diye bir adam ortaya çıkıp siyasette yol almaya başladı.

 

Türkiye, Mustafa Kemal’den sonra,  özünde ilk defa olarak gerçek anlamda Amerika ve emperyalizm karşıtlığında yol almaya başladı.

 

Amerika bir kurtarıcı değil de bir emperyal güç olarak zihnimize yerleşmeye başladı. Erbakan ile “Siyonizm” diye bir tehlikeyi akıl etmeye başladık ki, Siyonizm demek Amerika demekti ve bizim için komünizmden bile tehlikeliydi. Bunu her gün daha da iyi öğreniyorduk.

 

Komünizm, Türkiye tarihinde en güçlü olduğu dönemde bile bizim için tehlike değildi. Kanunlarımızda yasaktı evet ama kendisi bir tehlike değildi. Halkın sevmediği her kişi nihayetinde komünist idi ve komünizm sevilmemek için vardı. Olsundu netekim. Yollar yürümekle de aşınmazdı. Gerekirse de bizzat devletimiz komünizme karar verirdi.

 

Ama, komünizm bir anda tehlikeli olmaya başladı. 68 kuşağı denilen güya anti Amerikancı bir akım hızla yükselişe geçti. Atatürk de bu kuşağın aklında ölüydü. Ölüden de öte bir haindi.

 

Bu kuşağın aklında ve bilgisinde Atatürk denilen kişi dünyanın ilk ve en büyük kurtuluş savaşını yapmış bir kişi olarak halkın devrimini emperyalizme satan ve devrimi dönüştüren kişiydi. Atatürk olmasaydı, Türkiye daha kuruluşunda komünist bir devlet olarak kurulacaktı. Akılları bu akıl olan bu kuşak için Türk bayrağı da emperyalizme uşaklık eden bir paçavraydı. Ellerine mümkün değildi ki Türk bayrağı almazlardı. Kızıl Bayrak ve Komünist liderlerin resimleri bunların ellerinden hiç düşmezdi.

 

Sorulursa da hepsi anti Amerikancı ve emperyalizm karşıtıydılar.

 

Türkiye’de çalışan her fabrika bunların hedefi oldu. Üretim yapan tüm fabrikalar grevlerle üretimden düştüğü gibi yeni fabrika açmaya cesaret edebilecek kimse kalmadı ortada.

 

Devlet bile küçük işletme sayılabilecek fabrikaları ancak kurabildi. Büyük fabrika kurmak tehlikeli olmuştu. Çünkü büyük fabrika demek büyük işçi kitlesi demekti. Büyük işçi kitlesi ise büyük proleter güç demekti. Yani, büyük fabrika kuracak olursak bu fabrikadaki iş gücü de mevcut sendikaların güdümüne girecek olursa devlet bile bunlarla baş edemez ve Allah korusun bir proleter devrim gerçekleşebilirdi.

 

Devlet aklı bile böyle düşünür hale gelmişti.

 

Gelmişti derken, mecburen gelmişti. Yani getirilmişti.

 

Devleti yönetenler bu büyük tehlikeden: Yani komünizm tehlikesinden korunabilmek için çareler düşünmek zorundaydı. Devlet aklına ilk gelen çare de Türkiye’yi Amerika’nın kucağına oturtmak geldi tabii ki.

 

Başka da çare yoktu netekim. Bizi, bu güçlü komünizm tehlikesinden ancak Amerika koruyabilirdi.

 

Türkiye’nin solcularının anti Amerikancı ve güya antiemperyalist maske ile giriştikleri eylemler ve ortaya koydukları güç ile fabrikalar çalışamıyor ve hatta üniversiteler zaten eğitim yapamıyordu da ortaöğretim kurumları bile öğretmen grevleri ile eğitim-öğretim yapamaz hale gelmişti.

 

Devlet aklına Amerikanın kucağına teslim olmak işte böylece gelmişti.

 

Kimsenin Türkiye’ye yaptıramayacağı işi, Türkiye solcularının baskısı ile Türkiye kendi aklı ve kendi gönlü ve kendi hevesi ile yapmıştı.

 

Solcularımız kazanmışlardı. Yani, Amerika kazanmıştı.

 

Sonradan Gladyo denilecek Kontrgerillamızı da Amerika kurmuştu.Türkiye’ye Amerikan yardımları da artmıştı tabii ki…

 

Amerikan yardımı ne demekti peki?:

 

Amerika bize silah satıyordu. Biz komünizm tehlikesine karşı mecburen zaten silahlanıyorduk. Bin bir yoklukla elde ettiğimiz dövizler ile zor bela silahlanıyorduk.

 

Silahlanıyorduk ama Amerika bize silahları artık “Türk parası” ile satıyordu. Bu satışa da “yardım” deniliyordu. ÇünküAmerika’nın silah parası diye aldığı Türk paraları, Türkiye’den dışarıya çıkmıyor ve Türkiye’de Amerikan çıkarlarına hizmet eden dernek, vakıf, gazete ve örgütlere dağıtılıyordu. Ya da, Amerikan askerleri tarafından orada-burada, barlarda ve pavyonlarda harcanıyordu.

 

Bu dernek, gazete, dergi ve örgütler tabii ki bilinmiyordu. Amerika elbette kendisine hizmet eden hiç kimseyi yüzüstü bırakmazdı. Türkiye’yi Amerika’nın kucağına kim ve hangi güçler oturmaya mecbur ettiyse o paralar işte onlara gidiyordu. Yani, sevgili amerikamlara gidiyordu paralar.

 

Biz de Amerika’yı seviyorduk. Çünkü, hem bize yardım ediyor hem de Amerika sayesinde radyolarda aranjman denilen pop müzik şarkıları daha çok çalınıyordu. Bu aranjman müzik çalınması konusu sanmayın ki bir kurgu kelimesidir. Hayır efendim; Bu şart, Amerikan yardımlarının olmazsa olmaz şartıydı.

 

Amerikalılar günde 45 dakikadan az olmayacaaak derken, bizimkiler  “Ne olacak canım yüz dakika olsun” diyorlardı. Çünkü, bizim solcularımız aranjman severlerdi ve amerikamız da bunu elbette dikkate alırdı. Üstelik, aranjman dinlemek ile cinsel sapkınlık arasında da periyodik bir ilişki vardı. Amerika’nın hedefinde bizim komünist olmamamız vardı ama kapitalizme uygun bir halk olmamız da vardı netekim!.

 

Bunları size niye yazdık: Gelelim asıl meseleye.

 

Amerika bugünlerde Türkiye aleyhine bir takım hukuk operasyonlarına girişiyor. Olayın aslı bir başka yazı konusu ama, bu operasyonları Türkiye’den destekleyen güçler var. Bunların başında FETO iltisaklı odaklar var ki, bunu anlamaya ve anlatmaya gerek yok. Onların durumu açık ve mecburi istikamet… Hıyanet onlara başka bir yol bırakmaz.

 

Ama açık açık bu operasyonlara destek verenlerin bir zamanların anti Amerikancı ve anti emperyalist solcularımız olduklarını nasıl anlayalım. Buna akıl tutulması veya başka bir şey denilemez. Buna da ancak mecburi istikamet denilebilir. Çünkü, Türkiye’deki solculuğun Amerikan çıkarlarına hizmeti kadar hiçbir Amerikan vatandaşı daha hizmetkar değildir. Bunu ister tecelli sayın isterseniz gönüllü ve örgütlü ihanet sayın olayın mahiyeti değişmez.

 

Bu yüzden bunlara tabii olarak anti Amerikancı veya anti emperyalist veya komünist veya başka bir şey değil, doğrudan “Sevgili amerikamlar” denilir. Kam her ne kadar azcık şahsiyet ifade eder ama kelimeye de yakışıyor.

 

 

Ne diyelim.

 

AYDIN AYDIN