Son güncellenme :13.05.2018 0:12

ANASAYFA > Köşe Yazarları > Saadet’in İttifakı

13.05.2018 Pazar - 0:12

 

Öncelikle şunu diyeyim: Türkiye’nin yeniden “Milliyetçi Cephe” günlerine dönmesinin gereği yoktur. Şu anda kullanılan “ittifak” kelimesi gayet güzel bir kelimedir.

 

Milliyetçi Cephe ne demektir derseniz: Bu kelime 12 Eylül Seksen öncesine ait bir cepheleşme terimi. O günlerde, Milliyetçi Hareket Partisi(MHP)ve Adalet Partisi (AP) ve benzeri sağ partiler ile Milli Selamet Partisi (MSP) güya bir cephe, CHP ve diğer sol parti ve örgütçükler ise bir başka cephenin parçalarıydılar. Sağ partilerin kurdukları her hükümet, eğer bir koalisyon hükümeti ise adına hemen “Milliyetçi Cephe Hükümeti” deniliyordu. Böylece iki sefer hükümet kuruldu. Birincisine 1.Milliyetçi Cephe Hükümeti, ikincisine de 2.Milliyetçi Cephe Hükümeti denilmişti.

 

Böyle bir hükümet kurulunca, karşılarında da hemen, güya “Halkçı Cephe” oluşuyordu. Böylece, Halk ve Millet adına her gün yirmiye yakın insan ölüyor: öldürülüyor ve fakat ortada katil olan hiç kimse olmuyordu.

 

Cephe olmak ve cepheleşmek o kadar benimsenmişti ki, ortada ölü de yoktu. Herkes “şehit”ti. Kimisi devrim şehidi, kimisi de milliyetçi şehit veya ülkücü şehitti. Öldürenler ise, Türkiye’yi ve bizi, kimisi faşistlerden kimisi de komünistlerden kurtarıyordu.

 

Bir türlü de kurtulmuyorduk.

 

Nihayet, 12 Eylül 80 günü geldi de, “faşist cunta”  ya da “Ordumuz” bizi kurtardı. Neden kurtardı diye de sormayın: En azından, kurtulmaktan kurtardı.

 

12 Eylül 1980’de, iktidarda, Adalet Partisi hükümeti vardı: Milli Selamet Partisi’nin “kerhen” desteği ile güvenoyu almıştı ama bu hükümet, diyelim bir cephe hükümeti değildi de azınlık hükümetiydi. Nitekim 12 Eylül Darbesi diye bir arama ve araştırma yaparsanız, darbenin, azınlık hükümetine karşı yapılmış olduğunu da görürsünüz. Bu darbe, diyelim, 1977 yılı içinde yapılmış olsaydı,  bu darbenin tarih bilgisindeki adını “İkinci Milliyetçi Cephe Hükümetine karşı yapılmış darbe” diye okuyacaktınız.

 

Seksen öncesi dönem ile şimdi geldiğimiz dönem birbirlerine bir bakıma benzeyen bir dönem. Anlatmaya çalıştığım gibi o dönemde de birbirlerine yakınlıkta en mümkün partiler bir safta, diğerleri de bir başka saftaydı.

 

Yani birisi Milliyetçi, diğeri ise Halkçı diye iki “cephe” vardı.

 

Dikkat ediniz: Kelimenin adı “Cephe” idi.

 

Ya şimdi…

 

Kelimenin adı “İttifak”

 

Bir tarafta “Cumhur İttifakı” diğer tarafta ise “Millet ittifakı”

 

Üç tane kelime var ve üçü de güzel kelimeler… Cumhur, millet ve ittifak.  Bu üç kelimeden, “Milletin Cumhur ittifakı” diye topyekûn bir cümle bile kurulabilir.

 

İlk ittifak “Cumhur ittifakı” denilen birinci ittifak: Bu ittifakın adı da “millet ittifakı” olabilirdi. Olsaydı, geriye kalanlar “Biz millet değil miyiz?” derdi ve bu kelimeden bir bölücülük ve cepheleşme üretebilirdi. Birinci ittifakı yapanlar, bunu düşündüler veya düşünmediler: Bilemeyiz ama kendi ittifak çalışmalarına “cumhur ittifakı” demekle gayet güzel bir iş yapmış oldular.

 

İkinci ittifakı yapanlar da, bir bakıma eski tuzağa düşmemiş oldular ve onlar da kendi ittifaklarına “Millet ittifakı” dediler.

 

Şimdi: Gelelim bu ittifaklarda “Saadet Partisi”nin tercih ettiği yere.

 

Bir kere şunu tesbit edelim: Saadet Partisi “Erbakan” muhteviyatından azıcık da olsa bir mana taşıyor ise ve kararını da bu muhteviyat içerisinde ve kendi aklı ile aldıysa, gayet güzel bir iş yapmış oldu.

 

Bunu da şöyle izah edeyim:

 

Milli Görüş hareketinin Meclis içinde ilk birlikteliğini Ecevit ile; yani Cumhuriyet Halk Partisi ile yaptı. O zamanlarda da “sağ” cenahta kıyametler koptu. MSP ve Erbakan için “Yeşil komünist” lafları bile üretildi. Ama neticede, o beraberlikten bir hükümet çıktı ve o hükümet ile hem Kıbrıs harekâtı yapıldı hem de komünist denilen solcular ile şeriatçılar denilen İslamcılar arasında birbirlerini tanıma ve bilme alanı ortaya çıktı. Nitekim MSP-CHP koalisyonuna ilk başta Ecevit bile “Tarihi hata” gözüyle bakıyorken, neticeleri bakımından bu koalisyona hiç kimse böyle bir yakıştırmada bulunmadı. Hatta bu koalisyon için “Tarihi hata düzeltildi” diye tanım ve tahliller yapıldı. Çünkü o zamana kadar, egemen bütün partiler ve ideolojiler ve özellikle rejim için İslam ve İslamcılık en derin manada bir vatan hainliği idi.

 

Solcular, azıcık da olsa din öğrendi ve dindarları tanıdı: Dindarlar da solcuların tam da bir öcü olmadıklarını görmüş oldu. Öyle ki, ileriki zamanlarda Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamı konusu Meclise geldiğinde, kendilerine solcu denilen insanlar Deniz Gezmiş’in idamına parmak kaldırırken, MSP’li vekiller idamın onaylanmasına karşı oy kullandılar. Bunun nedeni, her ne kadar doğrudan “İnsani” ve “İslami” olsa da, o günkü şartlarda, bu karşı oyların ne insanlıkla ne de İslamilik ile izahı mümkün değildi. Ancak, buna rağmen, millet, MSP’nin bu duruşunu onu büsbütün tasfiye etmeyerek anladığını göstermiş oldu.

 

Bunu bir de şöyle düşünelim: O günkü CHP her ne kadar kurumsal bir kimlikse de, halkın gözünde, 68 kuşağı denilen ve halk ihtilali ile Türkiye’yi komünist bir rejime dönüştürmek isteyenlerin partisiydi. Öyle bir parti ile koalisyon yapmak, öyle kolay ve izah edilebilir bir mesele değildi ama neticede bu koalisyon yapıldı ve söylediğimiz gibi bu koalisyonun hem askeri hem sınai, hem eğitim ve hem de sosyolojik birçok faydası oldu. En azından, iki ayrı uçtaki insanlar, birbirlerinin vatan haini olmadıklarını gördüler: Anladılar ve birbirlerini tanıdılar.

 

Şimdi de:

 

Saadet Partisi’nin Millet İttifakı denilen tarafta “tek başına” olması, matematik ve siyaset açısından biliyorum ki partinin lehine değildir. Saadet Partisi, eğer, Cumhur İttifakı içinde yer alsaydı, çok daha fazla vekilini bu ittifak içinde meclise sokardı.  Fakat o bu ittifaka değil de, karşı tarafa gitti. Orada belki de hiç milletvekili çıkaramayacak.

 

Çıkaramayacak ama:

 

İnşallah… Kendisinin seçtiğine inandığımız ve inanmak istediğimiz bu yolda: Kendisini, tıpkı Erbakan gibi “değerler” söylemeye adar da; İnsani ve İslami bakımdan, içinde bulunduğu ittifakın da değerlerinin yükselmesine katkı sağlarsa: Sağlayamasa da en azından buna niyet ederek, dilini ve bilgeliğini kullanırsa: Kendisi kazanamasa bile, mutlaka “millet” kazanacaktır.

 

Yazıyı bitirelim de bir detayı daha diyeyim:

 

Akparti ve Erdoğan karşıtlığı bir “değer” değildir.

 

AYDIN AYDIN