Son güncellenme :18.04.2017 20:57

ANASAYFA > Köşe Yazarları > Demokrasi Çiçeği

18.04.2017 Salı - 20:57

 

 

Doksanlı yıllardı.Pakistan’da,Ziya-ul Hak’ın şehadetinin arkasından seçimler yapılmış ve Benazir Butto başa gelmişti. Fakat nasılsa,bu iktidar,kısa sürdü ve Pakistan seçime gitti. Seçimi de Cemaat-i İslami’nin de desteklediği Nevaz Şerif kazandı. Seçim sonuçları TRT haber bültenlerinde verilirken Ankara’da idim. O zaman iki tane TRT televizyonu vardı. TRT1 ve TRT2.

 

Önce hangisi haber verdi: Unuttum ama: Haber bülteninde,Pakistan seçim sonuçları için “Pakistan’da demokrasi çiçeği erken soldu” başlığı kullanıldı.Haberleri dinlerken üç arkadaş bir arada idik. Önce,ben aradım ve tepkimi bildirdim: “-Ne demek demokrasi çiçeği soldu demek. Siz,haber mi yapıyorsunuz yoksa Pakistan halkını mı yargılıyorsunuz. Pakistan halkı seçimini yapmıştır ve size düşen de kardeş Pakistan Halkının seçimine saygı duymaktır. Lütfen,haberlerinizi gözden geçiriniz ve kardeş Pakistan Halkının seçimine saygı duyduğunuzu da ilan ediniz.” yollu konuştum. Ardından,bir arada bulunduğumuz arkadaşlar da aynı sözlere benzer sözlerle telefon açtılar ve tepkilerini bildirdiler.

 

Merakla,ikinci haber bülteni saatini bekledik. Gördük ki,”Demokrasi Çiçeği soldu” başlığını değiştirdiler ve haberi “Pakistan seçimleri ” başlığı ile verdiler. Haber içeriğinde de çiçek soldu veya yeni çiçek açtı gibi ifadeler kullanmadılar.

 

İşte o zamandan beridir: “Demokrasi” ve Türkiye’deki bir takım “Çevreler” hep gözetimim altındadır. O gün bu gün de hep gördüm ki,bu çevreler,seçimleri kendileri kazanmışlarsa,olaya “demokrasi” demişler; Yok eğer kendileri kazanmamışlarsa,”Halkın seçimi”ni,”Çoğunluğun tahakkümü” ve bir başka isimle “Faşist Diktatörlük” şeklinde tanımlamışlardır. Onlara göre,halk yeterince bilinçli olmadığı için,bu ülkede seçim yapmak bile boşunadır. Bu da şu manaya geliyor: Diyorlar ki: Halk yeterince bilinçlenene kadar,halkı “devrimci diktatörlükler” ile yönetmek,bir “demokrasi yolu”dur.

 

Demokrasi,aslında,her zaman “diktatörlük”tür. O çevreler de,aslında,böyle bir şey söyleseler,belki onlara da hak vereceğim ama,onlar,demokrasiyi, kendilerine kazandırdığı sürece “demokrasi çiçeği” olarak görüyorlar: Aksi halde ise,”aslı” ile görüyorlar.

 

Demokrasi,nasıl bir diktatörlüktür. Bakın,izah edeyim.

 

Mesela,Kaddafi’nin “Yeşil Kitab”ına göre,Demokrasi,en “çoğulcu” hali ile bile azınlığın diktatörlüğüdür. Bunu da şöyle izah eder: “Demokrasi demek yüzde ellibir rey demektir. Bu yüzde ellibir ile meclisin yarıdan fazlasının çoğunluğu elde edilir. Bu çoğunluk da kendi arasında karar alırken kendi sayısının yüzde ellibirini esas alır. Böylece,yüzde yirmi altı ile yüzde yetmişdört yönetilmiş olur.”

 

Mantık yanlış mı?… El hak doğrudur. Ama,bu tenkid,demokrasiyi iptal etmeye yetmez. Çünkü,bundan daha çoğulcu bir yönetim tarzı yoktur. Nitekim,demokrsaiye karşı bu tenkdileri yapan Kaddafi,”güya” Cemahiriyye” diye bir yönetim şekli kurdu: “Teori”de ve “Kağıt üstünde” sözde,”Halk Yönetimi” oluşturdu ama,kendi yönetimi boyunca,”Halk” diye bir şeyi hiç bir zaman tanımadı. Halkı,sadece,kendisini alkışlatmak için kullandı: Alkışlamayanlara “sıçan” demeyi kendi krallığının gereği saydı.

 

Bence,”Demokrasi Tarihi” boyunca,demokrasi için en haklı ve en hakiki gerekçeli tenkidi,”müslümanlar” getirmişlerdir. Özellikle,Muhammed İkbal’in tenkidini “demokratım” diyen herkesin dikkate alması gerekiyor.

 

Muhammed İkbal,İstiklal Savaşımız sırasında,Hint Alt Kıtası müslümanlarının “şair” ve “mütefekkir” sesi. Yaşadığı coğrafya itibariyle,İngilizler ile bire-bir temasta. Zaten,İngiltere’de okumuş ve “Batı”yı ve “demokrasi”yi bilen bir “Müslüman”

 

Muhammed İkbal,demokrsaiyi tenkid ederken diyor ki: “Demokrasi için,biribirlerinden ayrı kuvvetler gerekir. Bu kuvvetlerin kuvvetli olması için de bunların güçlü teşkilat yapılarına sahip olması gerekir. Aksi halde,demokrasi yaşayamaz.”

 

Yani,Muhammed İkbal,bu sözlerle,”demokrasi için” nelerin lazım geldiğini kendi ağzından söylemiyor: Bizzat,demokrasiyi kuran,kurumlaştıran ve savunan kesimlerin söylediğini söylüyor. Bu sözlerde kendisine ait hiç bir şey yok. Muhammed İkbal,kendi sözünü,bundan sonra söylüyor.

 

Bakın ne diyor Muhammed İkbal:”Fazla teşkilatlı bir toplum ferdi öldürür. Halbuki,adil ve ilahi yaradılışa uygun bir devlette asıl olan ferdin özgürlüğü ve insanların ferd ferd düşünebilmesi ve karar verebilmesidir.”

 

Buyurun: Bizzat demokratların ifadesiyle,demokrasi için adı teşkilat veya kuvvet olan minik diktatörlükler gerekir. Buna,demokrasi dilinde “Kuvvetler ayrılığı ilkesi” denir. Önce,”kuvvetler” olacak ki,sonra da “ayrılığı” olsun. İşte bu kuvvetler,aslında,minik diktatörlüklerdir. Zira,içine aldıklarını bir güç haline getirebilmek için,kişinin gücünü “iç etmek” gerekir. Ancak,böyle yapılırsa,kişilerin güçlerinden bir kuvvet meydana gelir. Öyle,herkes,kendi kafasına göre,bağımsız ve bireysel düşünceli olursa,ortaya bir “kuvvet” çıkmaz ve ortaya kuvvet çıkmayınca,”kuvvetler ayrılığı” olmaz. Kuvvetler ayrılığı diye bir “denge” olmazsa da demokrasi olmaz.

 

Şimdi,Türkiye’de,iktidara karşı tüm güçler,Akparti iktidarının “diktatörlük” olduğunu söylüyor. Sadece söylemekle de kalmıyorlar: Bizzat da inanıyorlar.

 

Halbuki…Beyler: Her demokrasi,her hal ve ahvalde,zaten bir diktatörlüktür. Ferd ölmeden ve ferdlerin ferdi düşünmeleri yok edilmeden demokrasi olabilemiyor. Kendi,teşkilat yapınıza bakın: Kendi halinde veya aykırı bir ses sahibini,”kendi gücünüz” olarak sayabiliyor musunuz?

 

Bakınız: Bendenizi,kendi gücü sayan ve sayabilen hiç bir “teşkilat” henüz yoktur.

 

Hadi bakalım: Koklayın bakalım çiçeklerinizi,hanginizinkisi demokrasi kokuyor?

 

AYDIN AYDIN