Son güncellenme :18.03.2017 20:16

ANASAYFA > Köşe Yazarları > Çanakkale Ruhsuzluğu

18.03.2017 Cumartesi - 20:16

İkibinli Yıllardan Önceki seneler

 

Çanakkale’de, Belediye Başkanı,Rahmetli Özal’ın Cumhurbaşkanlığını içine sindiremeyen bir adamdı. Çoluk-Çocuğumla Çanakkale Şehitler Abidesine gitmek üzere,Çanakkale’den araba vapuruna bindik ve Eceabat’a geçtik.

 

“Dur Yolcu” yazıyor ya işte orası Eceabat. 

 

Araba vapurundan  çıktık: gideceğimiz yere ait bir levha; Olmadı bir işaret arıyoruz.  Yok. Sağ taraf trafiği kalabalık,orada durup da kimseye soracak halimiz yok,sola dönüp münasip bir yerde durup  “yol” soruyoruz.

 

Döndüğümüz istikamet “doğru” imiş.  Çanakkale’ye adını veren “Kale”nin yanından geçiyoruz ve sahilde bir “heykel” görüyoruz. Heykel,insanlardan daha canlı gelmiş olacak ki; yanında durduk. Meğer,”Seyit Onbaşı”nın heykeli imiş. 

 

Rahmetli,Seyit Onbaşı,kendisi “onbaşı”dır ama alem onu “Çavuş” bilir. Balıkesir Havran’ın eski adı “Manastır” olan köyünden. Tabii,köyünün şimdiki adı da “Seyit Çavuş Köyü”. 

 

Çocuklarım o zamanlar Ortaokul-lise talebeleri. Onlar,heykelin yanında bekleşip kendilerine ait merakları peşinde koşarlarken,kendim,yol üstü yamacı tırmandım. Toprak üzerine,tahta ve ağaçlar koyulmuş bir bakıma da merdivenli bir yamaca çıktım.

 

Çıktığım yer etrafı çevrili beş-on metrekare alanı olan bir ağaçlık. Orası,meğer,”Şehitlik”miş. Fatiha okuyup daha yukarıya doğru ve “tepe” görünümlü yerin arkasına doğru gittim. Yoldan ikiyüz metre yukarıda…Meğer neler varmış neler. Ama,”kayıp” kelimesi eğer varsa,ancak orayı tarif eder.

 

Hayvanlar otluyorlar. Hayvanlar çiftleşmişler.İnsanlara ait giysi parçaları. 

 

Her taşının büyüklüğü en az Beş Mükaf gelecek taşlardan yapılmış üzeri kubbemsi yapılar. Kazanların kaynatıldığı ocak mazgalları yerli yerindeler. Denizden baktığında “dağ” diye gördüğün tepeler,meğer,arkada,birer sığınak,barınak ve yığınak yerleri imişler. Askerlerimizin aylarca siperde bulundugu yerler…Ama iste su anda mezbelelik…

 

Çanakkale’nin o günkü Belediye Başkanı,Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanlığını içine sindirememiş ama; burayı içine sindirmiş. O kadar sindirmiş ki,az önce ipuçlarını verdiğim her şeylerin hepsini,sanki,kendisi doğurmuş gibi orada onu ele veriyorlar.

 

Orası… Truva’ya ait bir yer olsaydı. Orada,Mehmetçiklerimiz değil de Hektor’un yaşadığı bilinseydi:

 

Veya,orası,Hektor’un  bir zaman için çişini yaptığı yer olsaydı; O belediye başkanı neleri yapmazdı ki: İşte,şimdi de hiç bir şey yapmamış. Denizden bakınca,hiç bir şey görmüyorsun.

 

Üstelik,oraları,”Tarih”lerimiz de bilmiyor. “Abide’ye doğru giderken “köyler”… Hiç birisinde,bira markaları ve şarap isimlerini havi tabelalar eksik  değil… 

 

O gün değil de başka bir gün,o köylere gittim ve köylülerle konuştum: Onlara dedim ki:”- Biz,buraları “kutsal belde” olarak biliyoruz. Siz,bu haldesiniz. Siz bu haldeyken, ya buralar size fazla ya da siz buraya fazlasınız.” 

 

Ne diyecekler…Zavallılar… “Haklısınız.” dediler. Çünkü,memleket o günler “İrtica” yaygaralarından geçilmiyordu. 

 

Abide değil de…

 

Abide’nin yanında “Şehitlik” manasında yapılmış bir “düzenleme” var.

 

Allah Teala,o düzenlemeyi yapanlardan razı olsun.

 

1960′lı yıllarda yapılmış. İslam Coğrafyası’nın bütün şehirlerinin “çocukları” orada,Çanakkale’de..O düzenleme içinde yerlerindeler. Hepsi yanyana; Hepsi,koyun koyuna.

 

Biz,o günlerde,Yemen’de de savaş içindeyiz ama,Yemenli çocuk orada… Trablusgarb,henüz İtalyanlarla savaşını bitirmiş değil ama Trablusgarb’ın çocuğu orada…   

 

Bağdat’ın,Basra’nın,Medine’nin,Kudüs’ün,Işkodra’nın,Üsküb’ün,İzmir’in, Bosna’nın

 

Bakü’nün,Dağıstan’ın,Haleb’in,Dıyarbekir’in, Bayburd’un, Antakya’nın…

 

Bila istisna,”Memleket”imizin bütün çocukları…

 

Hangi ırktan olurlarsa olsunlar,hepsi orada… Hepsinin alnında “Hilal-Yıldız”

 

O günler 28 şubat günleri… Memleket binyıllarca sürecek,Türk’ün kutsal amentüsü”nden geçilmiyor. Bu yüzden o anda orada düşündüm ve hayatımda başkaları için yaptığım en içten duayı,o düzenlemeyi yapanlar için yaptım. Allah Teala,en azından o amelleri için onlardan razı olsun. Çünkü,eğer,o düzenleme o gün yapılmasaydı ve şimdilerde (28 şubat süreci günlerinde) yapılacak olsaydı…

 

O kitabelere,Türkiye sınırları dışından,belki,sadece Selanik’den bir isim koyarlardı ve onun adı da mutlaka ya Mustafa ya da Kemal olurdu.

 

Hatta Türkiye içinden bile ayrımcılık yaparlardı ve orada ne Hakkari’li ne Dıyarbekir’li ve ne de Sason’lu çocuklarımız olurdu.

 

Varsa yoksa…

 

İzmir,Antalya ve Edirne…

 

Bir de Çanakkale’liler.

 

Bazı kardeşlerimiz,bu günlerde, “Çanakkale Ruhu”nu yazınca,bize de “Ruhsuzluk”unu yazmak düştü.

 

Kusura bakmayın.

 

AYDIN AYDIN