Son güncellenme :14.11.2017 23:59

ANASAYFA > Köşe Yazarları > Büyük Büyük Basitlikler

14.11.2017 Salı - 23:59

 

“Atatürk Fatih’ten büyük adamdır çünkü laikliği Fatih değil de Atatürk getirdi.”

 

Bu sözün aksini söyleyecek veya bu söze iman etmeyecek atatürkçüyü  bu topraklarda bulamazsınız. Nitekim bu ve buna benzer sözleri tarihçi ve analist kisvesindeki insanlar her gün söylüyorlar ve bu adamlar dinleyici ve seyircilerinden yüksek puanlar alıyorlar. Öyle ki, bu adamların kanallarını seyredenler bu kanalları özgürlük ve bağımsız düşünce adına ve hatta modernleşme adına ve de tabii ki yobaz olmamak adına seyrediyorlar.

 

Bu adamlar, özgürlükleri gider diye çagdaşlıklarına halel gelir diye başka kanal da izlemiyorlar.

 

Keza:

 

İlk Türkçe Kuran Mealini Atatürk ,büyük alim Elmalılı Hamdi Yazır’a  yaptırdı ve kendi cebinden parasını vererek bastırdı” diye konuşan kişi de bir ilahiyatçı pekala olabilir. Bunu söylerken de bu ilahiyatçı hoca bir  hakikati teslim arzusuyla ve hatta toplumda Atatürk üzerinden kutuplaşmaları engellemek gibi çok yüce bir duyguyla da konuşmuş olabilir. Dinleyenler de bir kısmınız, “İşte Atatürk böyle hocaları astı kesti”  veya “İşte Atatürk bunun gibi hocaları değil de yobaz hocaları astı kesti” dersiniz. Bu satırları okuyan sizler bu kabullerden herhangi birisinin sahibi pekala olabilirsiniz.

 

Kim olursanız olun, böyle konuşan bir kanalı pekala izlemeye devam edersiniz. Kanalınızı değiştirmezsiniz yani… Kendinizi mutlu ve bilgili hissedersiniz.

 

Bir başkası Mustafa Kemal’e şöyle söyletir. “Kur’an denilen bu kitabı Türkçeye çevirteyim de milletimiz şu arapoğlunun yavelerini görsün de aklı başına gelsin.”

 

Bu sözleri söyleten, ardından, Elmalılı Hamdi Yazır Mealini işte bu sebeple yaptırdığını ve cebinden para  ile bu meali basıp dağıttığını söyler.

 

Siz de bunları duyduğunuz için kanalınızdan ve bilgi kaynağınızdan emin ve mutlu mutlu yaşar gidersiniz. Kanalınıza daha bir içtenlikle gömülürsünüz.

 

Kısacası…

 

Her kanal kendi seyircisinin neleri duymak istediğini bilir ve ona göre konuşur ve ona göre yayın yapar.

 

Parsel parsel eylemişler dünyayı türküsünü de her kanal arada bir çalar durur. Çalmasa da tabii ki duymanız gerekir ama duyamazsınız.

 

Çünkü, parsel parsel eylemek başka parsel parsel satmak veya almak başka şeylerdir.

 

Aslında satılan sizsiniz. Çünkü, aklı olmayan şey maldır. Mal da alınır da satılır da.

 

Diyebilirsiniz ki biz mal mıyız ki… Elbette öyle bir şey diyen yok. Siz akıllısınız. Aklınız kadar aklınız olduğunu Allah Teala da biliyor kulları da… Ama kullanmıyorsunuz.

 

Ne yapalım ki kullanmıyorsunuz. Aklınızı kullanmıyorsunuz. Kullanmadığınız için de ben değil de o içine gömüldüğünüz kanallar tabiatıyla sizi mal yerine koyuyorlar.

 

“Atatürk fatihten büyüktür. Çünkü, Fatih İstanbulu aldı ama mesela laiklik ve cumhuriyeti getiremedi” diyen ve buna inanan insanda siz akıl görebilir misiniz. Siz bunlarda akıl görebilir misiniz ki başkaları da  siz de görsün.

 

“Kur’an denilen bu kitabı Türkçeye çevirteyim de milletimiz şu arapoğlunun yavelerini görsün de aklı başına gelsin.”  Şeklindeki sözü Mustafa Kemal’e söyleten adamlara paye verenler  ve bu adamların kanallarına gömülenler siz değil misiniz?

 

Aklınız var ya… Siz mal değilsiniz ya… Düşünsenize:

 

Türkler bin yıldır müslümandırlar ve İslam bin yıl boyunca “Türkçe” ile anlatıldı. Akıl alır mı ki, bin yıl boyunca Türkler Kur’an-ı Kerim’i hiç Türkçe okumamışlar. Bu nasıl mümkün olur düşünsenize.

 

Bu durumda, Mustafa Kemal, ilk defa nasıl olur da Kur’anı Türkçeye çevirtmiş olabilir. Mustafa Kemal bir Osmanlı paşası değil mi.. Bir Osmanlı paşası, o günün neşriyatlarından ve yayımlanmış mevcut kitaplardan habersiz olabilir mi?

 

Mustafa Kemal, sıbyan mektebinde “yavrumun elifbası”nı öğrendiğinde ne öğrendi.

 

Şunu bilelim: Osmanlı’nın kurduğu ve bizzat devletin sahip olduğu matbaada basılan dördüncü kitap Kur’an ı Kerim’in Türkçe Mealidir.

 

Cumhuriyet kurulduğunda, İslam coğrafyasının her tarafında  Türkçe mealler onlarca kere yapılmış ve basılmış ve milletin elinde idi.

 

Mesela benim elimde şu anda 1322 yani 1907 tarihli hem de cep boy basılmış Kur’an meali mevcuttur.

 

Bu durumda, bir Osmanlı Paşası olan Mustafa Kemal, nasıl olur da “Kuranı Türkçeye çevirteyim de millet şu arapoğlunun yavelerini görsün” diyebilir. O yaveler bin yıldır milletin elinde, milletin dilinde ve milletin kitaplarında mevcuttur. Mustafa Kemal bunları bilmez midir?

 

Neyse… Kolay gelsin

 

AYDIN AYDIN